Genel

Düşünce ve Ahlak’ta Yeni Bir Diriliş

Prof. Dr. Sami Şener

Toplumların hayatında düşünce, inanış ve ahlaki alanda; çıkış ve iniş grafikleri vardır.
İnanç ve düşüncenin verdiği güç ile yeni bir medeniyet ve anlayış, bir dünya görüşünü motive eder. Bu fikri ve kültürel uyanışı, ahlaki değer ve uygulamalar hareketi ve uygulanabilir bir seviyeye getirir. Bundan sonra bir yaşama sistemi ile hareket çerçevesi, kendi medeniyet birikimlerini oluşturur. Bu yaşama sistemi, yıllar içinde kendi örf ve geleneklerini oluşturarak yaşama sistemini güçlendirir. 


İşte bu süreç, sağlıklı sosyal gelişmeye zemin hazırlar. Toplumlar, hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın, kendi iradi seçimleriyle kültür ve yaşama düzenlerini oluştururlar.
Eğer bu kültür, fikri ve ahlaki değerlerini canlı bir şekilde ayakta tutabilirse, bu yapı canlılığını muhafaza eder. Değer ve sistemini muhafaza edemezse, sosyal yapıda ağır ağır bir çözülme başlar. Burada ilk  çözülen halka,  inanç ve fikir halkasıdır. İnancı ve bu inanç çerçevesindeki fikri temellerini güçlü tutamayan toplumlar, giderek ahlaki alanda da yozlaşma içine girerler.


İnanç ve fikri yapılardaki  gücün azalmasıyla , ahlaki bağların direnme özelliği kaybolur. Çünkü ahlaki değerlerin mantığı zayıflamış; ve ahlak, bozucu etkilere göre savunma gücünden mahrum kalmıştır. Artık, bu noktadan sonra toplumda dejenerasyon başlar. Ahlaki değerleri koruyan iman ve düşünce fonksiyonu, sosyal görevini yapamaz hale gelmesiyle birlikte, toplumsal dönüşüm başlar.


Artık toplum, kendi inanç, fikir ve ahlak değerleriyle değil, yabancı kültürlerin bilgi, ahlak ve kültürleriyle dönüştürülmeye çalışılmaktadır.

İşte diriliş  ve uyanış hamlesi, böyle büyük kayıpların olduğu bir dönemde başlar. Çünkü sosyal ve ahlaki çürümenin sonuçları belirginleşir, sahte ideoloji ve kahramanların gerçek yüzleri ortaya çıkar. Bu safhada, dost ve düşman belli olmuştur. 


Artık parlak sözler; eşitlik, özgürlük, modernizm gibi çağdaş sloganların aldatıcılığı görülmüş, batı’nın kurtarıcı ideallerinin tek tek  foyaları ortaya çıkmıştır.

Bu safhadan sonra. “kendine dönüş ve kendi olma” çabası başlar. Tabii bu yeni durum, geçmişin aynen yaşanması olmadığı gibi, geçmişten kopuk da olmayacaktır.


Her değerli şey, günün şartları ve ihtiyaçları içinde değerlendirilmelidir.
İnanç, körü körüne benimsenen ruhsuz bilgiler kaynak olmayacağı gibi; siyasi, dini ve ideolojik simsarların iğdiş ettiği avutucu hikayeler haline de gelmemelidir. 


Siyaset ve ekonomi, fikri ve ahlaki değerleri temel alırken, yaşanılan dünyanın gerçek problemlerini de çözmeye çalışacaktır.

Eğitim ve hukuk, başka ülkelerin kendileri için ürettiği kopyacı ve ezbercilikten uzak; yerli fikir, tarih ve sosyal kültürün temelleri üzerinde yürüyecektir.

İnsan niteliği ve sorumluluk; arkadaşlık, hemşehrilik veya bir grubun üyeliği ile değil; ahlak, bilgi ve hikmet değerleriyle ölçülecektir.


Böylece insanın ve toplumun yeniden inşası gerçekleşecek, ahlaki olgunlaşma sağlanacaktır. İlk oluşumda olduğu gibi inanç ve fikir temelli bir uyanış yerine, ahlak ve inanç temelli bir ruh uyanışı ve inanç bütünlüğü gerçekleşecek, arkasından da bu temel üzerine fikrl gelişme sağlanacaktır.


Bir toplumun, kendi  ahlaki ve inanç gerçekleri  üzerinde kimliğini inşa edebilmesi, büyük bir ihtimalle bu süreçlerden geçmesini gerektiriyor. Yoksa, sadece siyasi ve ekonomik şartların değişmesi, bir toplumun uyanış, diriliş ve gelişmesi için yeterli dinamikler olamayacaktır.

Prof. Dr. Sami ŞENER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir