Söyleşi

Bir Konuk

PROF. DR. İSHAK TORUN’LA SÖYLEŞİ (*)

TARİKAT, CEMAAT VE DİYANET

Nedir bu tarikat ve cemaat meselesi?

Türkiye’de tarikat ve cemaatten bahsetmek yasaklı bir konuyu konuşmak demektir. 1990’lı yıllara kadar savcı ve polise jurnal amacıyla tarikat ve cemaatleri gündeme getirirlerdi. Cemaat ve tarikatların bilimsel olarak incelenmesi yasak ve ayıptı. Nitekim, Şerif Mardin’in bir cemaatle ilgili yaptığı çalışma, laiklerin Dar-ul Hikmet’il İslamiyesi kabilindeki, TÜBA’dan atılmasına sebep olmuştu.

Tarikat ve cemaatler yasak mıdır?

Türkiye’de dinin tedrisi, talimi, tebliğ ve irşadı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (kısmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın) tekelindedir. Cari mevzuata göre hiç kimse dini tedris, tebliğ için cemiyet (sivil ve siyasi örgüt) kuramaz, bunlara üye olamaz, yardım edemez, bunları savunamaz, bunlar adına faaliyette bulunamaz. Keza hiç kimse ve sivil bir kurum ibadethane açamaz, bunlara imam olamaz, bunları işletemez. Bu yasaklı durum halen ve aynen devam etmektedir.

Türkiye’de yasaklı olan din ve diyanet mi?

Türkiye’de din, diyanet, ibadet ve irşat yasak değildir. Ancak, devletin (yani Diyanet, kısmen Milli Eğitim ve İlahiyat fakülteleri) uhdesinde, onun müsaade edip belirlediği miktar ve sınırlar içinde, sadece devletin emir komutasında mümkündür. En önemlisi ise dini görüş ve yorumun tamamen devlet (yani Diyanet) tekelinde olmasıdır.

Sorun Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan mı kaynaklanıyor?

Hayır. Diyanet İşleri Başkanlığı Anadolu inanç coğrafyasının baskın mezhebi Sünnilik (büyük ölçüde Hanefilik ve Maturidilik) üzere inşa edilmiştir. Diyanet’in bu yönü Türkiye’deki tarikat ve cemaatlerin genellikle eleştirmediği konudur. Cemaat ve tarikatlar ile Diyanet arasında kategorik görüş farkı bulunmamaktadır. Cemaat ve tarikatların Diyanet arasındaki husumet daha çok aynı işi yapanlar arasındaki rekabet niteliğindedir. Hatta denebilir ki, Diyanetle cemaat ve tarikatlar arasındaki husumet, cemaat ve tarikatların kendi aralarındaki husumetten daha azdır. Diyanet’in yayınladığı gizli diye tavsif edilen raporu bu minvalde değerlendirmek gerekir.

Tarikat ve cemaatlerle Diyanet İşleri Başkanlığı arasındaki gerginliğin sebebi nedir?

Diyanet İşleri Başkanlığı neticede memurların deruhte ettiği bir resmi kurumdur. Dini tedris, talim ve irşadın nerde, ne zaman, kime, ne kadar verileceği Diyanet’in, yani devletin tekelindedir. İbadethanenin açılmasına, din görevlisinin atanmasına devlet karar verir. Cuma hutbesini yazan, imama dikte ettiren devlettir. Türkiye’deki bütün camiler devletindir.

Mamafih dini faaliyet yapmak Diyanet’in birincil işlevi değil, ikincil işlevidir. Birincil işlevi dini faaliyetleri, dini hareketleri, dini yorumları, dini tedris, talim ve irşadı kontrol etmek, sınırlamak, düzenlemektir. Diyanet, devletin denetimi, kontrolü ve onayı dışında bir dini düşünce, akım ve hareket ortaya çıkmasın diye dini faaliyette bulunur. Ama yaptığı kadarıyla, olumlu dini faaliyetlerde bulunmuştur ve bulunmaya devam etmektedir. Sorun Diyanet’in yaptıklarından değil, eksik, aksak bıraktıklarından kaynaklanıyor. Cemaat ve tarikatlar tam da bu eksik ve aksak işlevleri deruhte etmek için ortaya çıkmışlardır. Tarikat ve cemaatler gördükleri bu işlevlerle ilgili toplumdan destek ve onay almakta ve meşruiyet kazanmaktadırlar.

Öte yandan, meşruluk kazanan tarikat ve cemaatler yasakçı mevzuat nedeniyle merdiven altı teşekküller gibi işlemek zorunda kalmaktadırlar. Bu nedenle, bu teşekküllerin kendi üyeleri arasındaki ilişkileri, diğer dini gruplarla rekabetleri, kendi iç işleyişleri, siyasetle ve ticaretle münasebetleri konusunda çıkan sorunlar çözülememektedir. Diyanet’in gizli olmak zorunda olan raporu, tam da bu konuları ele almak isteyen bir girişimi ifade ediyor. Bu rapor tarikat ve cemaatlerle ilgili, bilimsel temeli şüpheli ama, iyi niyetli malumat vermekte, asli sorunlara ise dokunmamaktadır. 

Tarikat ve cemaatler nasıl meşruluk kazandı?

Dini faaliyetler üzerindeki devlet tekelini mümkün kılan mevzuat halen yürürlüktedir. Ancak, bu tekel, fiilen kırılmış ve hatta sonlanmıştır. Tarikat ve cemaatler Türkiye’nin çok partili siyasi hayata geçişiyle, görece demokratikleşmeyle, muhafazakârların desteklediği sağ partilerin iktidara gelmesiyle, seçilmiş siyasal iktidarın (bürokratik) devlete nüfuz etmesiyle mevcut yasaklara rağmen meşruluk kazanmışlardır. Devletin dinle ilgili tekelinden, aykırı politikalarından rahatsız olan dindar muhafazakârlar demokratik iktidarları destekleyerek ve/veya devlette kadrolaşarak kendi varlıklarını sistem içinde sürdürmüşler, sürdürmek zorunda kalmışlardır.

Türkiye’deki yasakçı devlet yapısı muhafazakârları aşırı derecede politize etmektedir. Yine devlet kurumlarında kadrolaşma ihtiyacı, temelde bu yasakçı devlet tutumundan kaynaklanmaktadır. Aşırı polititasyon dindar muhafazakârların bilimi, ahlakı, estetiği, sivil hayatı ve haklı ekonomik uğraşı hep ikinci plana atmalarına sebep olmaktadır. Bilimle, ahlakla, estetikle, çalışkanlıkla ve sivillikle beslenmek yerine, politizasyonla zehirlenen toplumsal iklim FETO gibi sapkın tarikat ve cemaatlerin asabiye ontolojisini işleterek devlet ve şirket olmaya yönelmişlerdir.

Tarikat ve cemaatler konusunda dünden farklı olan nedir?

Bugünkü tarikat ve cemaat sorunu ile dünün (Cumhuriyetin ilk yeşermesine imkân vermektedir.  Bunlar, merdivenaltı olmanın imkânlarını sonuna kadar kullanarak, tarikat ve cemaatlere gösterilen toplumsal meşruiyetin arkasına sığınarak, Haldun’un belirttiği dönemlerinden itibaren) tarikat ve cemaat sorunu aynı değildir. Geçmişte tarikat ve cemaatler genelde yasaklanmak, engellenmek, bastırılmak ve belki yok edilmek dolayımında gündeme getirilirdi. Bugün ise bunlar siyasetle, devletle, ticaretle ve kendi aralarındaki sorunlu ilişkiyle gündeme geliyorlar.

Tarikat ve cemaatler, özellikle FETO meselesinden sonra, muhafazakârlar tarafından, içerden bakışla, belki özeleştiriyle ele alınması gereken bir konudur. Millet-i mahkûm konumundan millet-i hâkim konumuna evrilen muhafazakârların artık başka mazeretleri de kalmamıştır. Aksi halde, bağnaz laiklik istimi muhafazakârların boyunlarına inmek üzere yukarıda sallanmaktadır.

Sonuçta tarikat ve cemaatlerin misyonları, vizyonları, ilke ve kuralları, kendi iç işleyişleri, diğer tarikat ve cemaatlerle, devletle, siyasetle, ticaretle münasebetleri masaya yatırılmayı beklemektedir. Araştırılması gereken sorun setleri şunlardır:

  1. Cemaat ve tarikatları yasaklayan mevzuatın demokratikleştirilmesi meselesi
  2. Cemaat ve tarikat alt kimliklerinin ümmet ve toplum üst kimliğine alternatifleşmesi ve paralelleşmesi meselesi
  3. Cemaat ve tarikatların siyaset ve ticaretle mesafesi
  4. Cemaat ve tarikatların denetlenmesi meselesi
  5. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir